Evet, Kürtçe (Kurmanci ve Zazaca) yer adlarının sistematik olarak değiştirilmesi, birçok tarihçi, dilbilimci ve siyaset bilimci tarafından kültürel asimilasyon politikasının açık bir aracı olarak değerlendirilir.
Kültürel asimilasyon nedir?
Kültürel asimilasyon, bir gruba (etnik, dilsel veya dini) ait kimlik işaretlerinin (dil, yer adları, gelenekler, tarihî bellek) baskın kültür tarafından silinmesi, bastırılması veya dönüştürülmesi sürecidir. Amaç genellikle “tek millet, tek dil, tek kültür” ideolojisini güçlendirmektir. Yer adları bu süreçte kritik öneme sahiptir çünkü:
- Coğrafyayı “sahip olunan” ve “aidiyet kurulan” bir mekân haline getirir.
- Kolektif hafızayı taşır (eski olaylar, aşiretler, coğrafi özellikler, dilsel yapı).
- Günlük hayatta dilin ve kimliğin görünürlüğünü sağlar.
Bu politikanın asimilasyon karakteri
Türkiye’de uygulanan yer adı değişiklikleri, şu özellikleriyle kültürel asimilasyon kategorisine girer:
- Sistematik ve devlet eliyle yürütülmesi 1940 genelgesi, 1949 İl İdaresi Kanunu ve 1957’de kurulan Ad Değiştirme İhtisas Kurulu ile bürokratik bir proje haline geldi. Doğu ve Güneydoğu’da (Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde) oranlar %70-90’lara ulaştı. Bu, rastgele değil, planlı bir “toponimik mühendislik”ti.
- Kimlik işaretlerinin hedef alınması Sadece “yabancı” diye nitelendirilen adlar değil; içinde “Kürt”, aşiret isimleri, Kürtçe coğrafi terimler bulunan adlar özellikle değiştirildi. Resmi gerekçe “bölücülüğü önlemek” ve “karışıklığı gidermek” olsa da, sonuç Kürtçe’nin kamusal alandan ve haritalardan silinmesi oldu. Aynı dönemde Kürtçe konuşma yasağı, “Dağ Türkleri” söylemi ve eğitimde Türkçe zorunluluğu ile paralel yürüdü.
- Bellek ve aidiyetin koparılması Yer adları, bir halkın o coğrafyayla kurduğu tarihsel bağı somutlaştırır. Adların silinmesi, “bu topraklar her zaman Türk’tü” anlatısını güçlendirirken, Kürtlerin kendi mekân algısını zayıflatır. Akademik literatürde (örneğin Kerem Öktem, Joost Jongerden ve Sevan Nişanyan’ın çalışmaları) bu, “mekânsal asimilasyon” veya “sembolik şiddet” olarak tanımlanır.
- Karşılaştırma Benzer uygulamalar başka ulus-devletlerde de görülmüştür (örneğin Yunanistan’da Slavca/Türkçe adların Helenleştirilmesi, Bulgaristan’da Türkçe adların değiştirilmesi). Türkiye’deki uygulama, özellikle 1920’ler-1980’ler arasında yoğunluğu ve sürekliliğiyle dikkat çeker.
Resmi anlatı ile eleştirel anlatı arasındaki fark
- Resmi/Türk milliyetçi perspektif: “Yabancı kökenli, kafa karıştırıcı ve bölücü adların temizlenmesi”, ulusal birliğin ve modernleşmenin gereği. Yer adları “Türk vatanının” bütünlüğünü yansıtmalıdır.
- Eleştirel/Kürt ve akademik perspektif: Bu, dilsel ve kültürel soykırımın (cultural genocide) bir unsuru; Kürt kimliğinin inkârı ve eritilmesi politikasının mekânsal ayağıdır. Amaç, “ötekinin” varlığını coğrafyadan silerek Türk kimliğini doğal ve tek seçenek haline getirmektir.
Sonuç
Salt teknik bir “isim standardizasyonu” değil; devlet tarafından bilinçli olarak yürütülen, dil, hafıza ve kimlik üzerinde etki yaratan bir kültürel asimilasyon aracıdır. Bu değerlendirme, hem dönemin resmi belgeleri (genelgeler, kanunlar, komisyon raporları) hem de bağımsız araştırmalarla desteklenir. Günümüzde eski adların halk arasında hâlâ kullanılması ve iade talepleri, bu politikanın başarısının sınırlı kaldığını ve direncin sürdüğünü gösterir.
ÇandName Li pey şopa bav û kalan…